Tıbbi Araştırmalarda Afrika'nın Yetersiz Temsili
Modern tıp, klinik deneylerden elde edilen kanıtlara dayanan evrensel bir bilim olarak görülse de, tıbbi araştırmalarda önemli bir önyargı mevcuttur. Afrika, küresel hastalık yükünün yaklaşık %25'ini ve dünya nüfusunun %19'unu barındırmasına rağmen, kıtanın insanları bazı klinik deneylerde büyük ölçüde dışlanmaktadır.
2019-2024 yılları arasında yayımlanan 2.472 küresel rastgele kontrollü deneyi inceleyen bir çalışma, bu durumu ortaya koymuştur. New England Journal of Medicine, The Lancet, JAMA, Nature Medicine ve BMJ gibi prestijli dergilerdeki Afrika temsilini ölçen çalışma, kardiyovasküler alanında da Circulation, European Heart Journal ve JACC gibi önde gelen üç dergiyi incelemiştir.
Rastgele kontrollü deneyler, kanıta dayalı tıbbın temel taşıdır ve tedavilerin güvenliğini ve etkinliğini titizlikle değerlendirir. Ancak bu deneyler Afrika popülasyonlarını dışladığında, "dış geçerliliği" olmayan kanıtlar üretir. Bu, bir çalışmanın sonuçlarının farklı popülasyonlara, ortamlara veya gerçek dünya koşullarına ne kadar iyi genellenebileceğini sorgulatır. Biyoloji, sağlık sistemleri ve hastalık örüntüleri dünya çapında aynı değildir.
Bulgular, küresel klinik araştırma ortamında derin bir dengesizlik olduğunu göstermektedir. En prestijli beş genel tıp dergisinde yer alan deneylerin yalnızca %3,9'u tamamen Afrika'da yürütülmüştür. Kardiyovasküler sağlık alanında ise bu oran %0,6'ya düşmektedir.
Afrika dışı popülasyonlarda üretilen kanıtlara dayanan tedavilerin uygulanabilirliği konusunda endişeler bulunmaktadır. Afrika merkezli deneylerin çoğu, kardiyovasküler hastalık gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların artan yüküne rağmen hala bulaşıcı hastalıklara odaklanmaktadır. Genetik, çevre ve diyetin bir vücudun bir ilaca nasıl tepki vereceğini kökten değiştirebileceğine dair artan kanıtlar vardır. Belirli tedavilerin Siyah hastalarda farklı güvenlik profillerine sahip olduğuna dair kanıtlar da mevcuttur; örneğin, ACE inhibitörleri gibi bazı kan basıncı ilaçları, Afrika kökenli kişilerde diğer popülasyonlara kıyasla üç ila dört kat daha yüksek ciddi yan etki riski taşımaktadır.
Küresel araştırma finansmanı ile Afrika'nın gelişen sağlık gerçekliği arasındaki tehlikeli bir gecikme de söz konusudur. Afrika'da tamamen yürütülen deneylerin neredeyse %76'sı bulaşıcı hastalıklara odaklanırken, bulaşıcı olmayan hastalıklar (kalp hastalığı, felç ve diyabet gibi) artık birçok Afrika ülkesindeki tüm ölümlerin yaklaşık %38'ini oluşturmaktadır. Orta sınıfın artması ve yaşam tarzı değişiklikleri, kronik durumlar için uzun vadeli tedavilere yönelik artan bir ihtiyaç yaratmaktadır.
Kıta içinde bile, veriler derin "bilgi kara delikleri" olduğunu göstermektedir. Güney Afrika, kıtada yürütülen tüm deneylerin %62'sinden fazlasını oluştururken, Orta Afrika bölgesi küresel araştırma kayıtlarında neredeyse hiç yer almamıştır. Afrika'daki merkezler, çok uluslu denemelere dahil edildiğinde bile genellikle "katılımcı toplama merkezleri" rolüne indirgenir. Afrikalı bilim insanları, Afrika'yı içeren çok uluslu deneylerin yalnızca %3,6'sına liderlik etmektedir.
Afrika sadece çalışma yürütülen bir yer olmamalıdır; araştırmanın tasarlandığı, yönetildiği ve yorumlandığı bir yer olmalıdır. Afrika liderliğindeki araştırmalar için "ayrılmış" finansman, bölgesel deneme ağlarının geliştirilmesi ve tıp dergilerinin deneme popülasyonlarının çeşitliliği hakkında raporlama zorunluluğu getirilmesi gerekmektedir. Alliance for Medical Research in Africa gibi kuruluşlar, yeni nesil Afrikalı araştırmacıları donatmak için çalışmaktadır. Türkiye'nin de Afrika ile artan iş birliği potansiyeli göz önüne alındığında, bu alandaki gelişmeler yakından takip edilmelidir.
Kaynak: the_conversation
