Çin'in küresel kritik mineral işleme ve rafinaj kapasitesinin %90'ını kontrol etmesi, ABD gibi ülkeleri endişelendirirken, Tanzanya bu durumdan faydalanarak küresel tedarik zincirlerinde stratejik bir alternatif olmayı hedefliyor. Ülke, madencilik sektörünü ekonomik büyümenin merkezine yerleştirerek ve yatırımcılar için düzenleyici belirsizliği azaltan reformlarla uluslararası yatırımları çekmeyi amaçlıyor.
Kritik minerallerde yaşanan darboğaz, küresel tedarik zincirlerinde Çin'e olan bağımlılığı artırıyor. Bu durum, ABD gibi ülkeleri endişelendirirken, mineral ihraç eden ülkeler için de olumsuz etkiler yaratıyor. Tanzanya, bu bağımlılığı azaltma çabalarında stratejik bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Kritik mineraller, Tanzanya'nın toplam ulusal ihracat değerinin yaklaşık %50 ila %55'ini oluşturarak ülkenin üçüncü en büyük endüstrisi konumunda. Bu durum, Tanzanya'yı Doğu Afrika'nın önde gelen madencilik ekonomisi yapıyor. Dünya, Çin'in kritik minerallerinden uzaklaşmaya çalışırken, Tanzanya hem yerli hem de uluslararası madencilik yatırımları için cazip bir destinasyon olarak kendini konumlandırıyor.
Son beş yılda hükümet, ülke genelinde 40'tan fazla maden pazarı ve alım merkezi kurarak maden ticaretinde şeffaflığı artırdı, kaçakçılığı azalttı ve küçük ölçekli madencilerin minerallerini rekabetçi fiyatlarla satmalarını sağladı.
Tanzanya'nın Haziran ayında sunulan en son bütçesi, madencilik sektörünü ekonomik büyüme, iç gelir elde etme, sanayi geliştirme ve istihdam yaratma planlarının merkezine yerleştiriyor. 1 Temmuz'da yürürlüğe girecek olan bütçe, 2026'da %6,3'lük GSYİH büyüme hedefiyle ülkenin bugüne kadarki en büyük harcama planı olma özelliğini taşıyor.
Yatırımcılar için düzenleyici belirsizliği azaltırken yerli madencilik endüstrisinin uzun vadeli temellerini güçlendiren iki önemli reform bulunuyor.
Birincisi, Çerçeve Anlaşmalarla ilgili. Önerilen reformlar kapsamında, Kabine tarafından onaylanan Çerçeve Anlaşmalarda yer alan vergi muafiyetleri, yürürlüğe girmeden önce ek Hükümet Bildirimleri gerektirmeyecek. Bu düzenleme, büyük ölçekli madencilik projeleri için yatırım planlamasını karmaşıklaştıran bir belirsizlik kaynağını ortadan kaldırıyor. Yerel düzeydeki Hükümet Bildirimlerinin (GN) kaldırılması aynı zamanda bürokratik engelleri azaltmış ve yolsuzluk ağlarını bozmuştur.
İkinci reform, Maden Araştırma Fonu'na brüt maden geliri tahsilatlarının %10'unu ayırmayı öneriyor. Bu fon, sektör genelinde jeolojik bilgiyi, arama kapasitesini ve teknik desteği iyileştirmeyi amaçlıyor. Bu, özellikle küçük ölçekli madenciler için bilgi boşlukları ve modern madencilik tekniklerine erişim gibi zorlukların üstesinden gelmede önemli bir adım olacak. Yatırımcılar, vergi muafiyetleri ve KDV gibi konulardaki netliği artıran bu reformları övdü. Bu gelişmeler, üretim ve yatırım maliyetlerinin düşmesine yol açtı.
Bu reformlar, Tanzanya'nın madencilik endüstrisinde kaynak milliyetçiliğinden uzaklaştığını gösteriyor. Bu durum, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DKK) kobalt ihracatını sınırlama gibi müdahalelerinden farklı bir strateji izlediğini ortaya koyuyor. DKK, fiyatları desteklemek için kota sistemi uygularken, Tanzanya düzenleyici öngörülebilirlik, jeolojik bilgi ve aşağı yönlü katma değer yoluyla yatırım çekmeye odaklanıyor.
Bu yaklaşımın başarısı, hükümetin politika değişikliklerini denetleyecek kurumları güçlendirmesine ve bürokratik süreçleri hızlandırmasına bağlı olacak. Yeni Çerçeve Anlaşma hükümlerinin pratikte nasıl işleyeceği, yatırımcıların hangi belgelere ihtiyaç duyacağı gibi sorular devam etse de, Tanzanya'nın uzun vadeli yatırım çekme stratejisi giderek netleşiyor.
