Altyapı denince akla yollar, köprüler, barajlar, borular, enerji hatları ve limanlar gibi görülebilen yapılar gelir. Ancak Dünya'daki en önemli altyapı sistemlerinden biri büyük ölçüde görünmezdir.
Ormanlar, topraklar, nehirler, sulak alanlar, akiferler, buzullar arasında hareket eden, sınırları aşan ve gıda, enerji, ticaret, halk sağlığı ile ekonomik istikrarı destekleyen bu sistem, küresel su döngüsüdür. Biz ise onu tükenmez bir kaynakmış gibi ele alıyoruz.
Bu hata giderek görmezden gelinemez hale geliyor. Birleşmiş Milletler, dünyanın geçici bir su krizinden, birçok havza ve akiferin kapasitelerinin ötesinde tükendiği, kirlendiği veya bozulduğu bir "küresel su iflası" dönemine girdiğini uyardı. Nehirler, göller ve sulak alanlar bozuluyor, buzullar ise daha hızlı eriyor.
Küresel su döngüsü neden kritik bir altyapı olarak görülmeli?
Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) tarafından yayınlanan yeni bir rapor olan "Where the Water Flows" (Suyun Aktığı Yer), su döngüsünün kendisinin bir altyapı olarak görülmesi gerektiğini savunuyor: Manzaralar ve ekonomiler boyunca suyu depolayan, taşıyan, filtreleyen ve düzenleyen bir sistem.
Suyu altyapı olarak ele almak, ormanların, sulak alanların ve akiferlerin çevresel ekstralar olmadığını, hepimize fayda sağlayan ortak varlıklar olduğunu gösterir.
Afrika'da ekonomiler ve topluluklar yalnızca yerel olarak düşen suya değil, aynı zamanda başka yerlerde üretilen atmosferik neme de bağımlıdır. Bu görünmez akışlar 'uçan nehirler' olarak tanımlanabilir. Bunlar, yağış olarak geri dönmeden önce bir bölgeden diğerine nem taşıyan atmosferik koridorlardır. Rapor, dünyanın yabancı nem akışlarına en çok bağımlı 20 ülkesinden 14'ünün Afrika'da bulunduğunu ortaya koyuyor.
Afrika'nın su güvenliği ulusal sınırlara sığar mı?
Bu durum, su güvenliğinin yalnızca ulusal sınırlar içinde yönetilemeyeceği gerçeğini vurgulamaktadır. Bir ülkede korunan bir orman, başka bir ülkedeki yağışı sürdürmeye yardımcı olabilir. Yukarı havzadaki bir sulak alan kaybı, aşağı havzadaki tarımsal güvenilirliği zayıflatabilir. Aynı zamanda, ormansızlaşma, toprak bozulması ve iklim değişikliği, hasarın meydana geldiği yerden uzakta yağış düzenlerini bozabilir.
Dünyanın en büyük yağmur ormanlarından birine ev sahipliği yapan Kongo Demokratik Cumhuriyeti, küresel kara yağışlarının %5'ini oluşturan atmosferik nemin en büyük ihracatçılarından biridir. Bu nedenle ormanları yalnızca ulusal bir varlık değil, Afrika genelinde yağışı destekleyen hayati bir kıtasal altyapıdır.
Bozulmanın sonuçları soyut değildir. Afrikalı çiftçiler geleneksel olarak geçmişte güvenilir olan yağış düzenlerine göre ekim mevsimlerini planlarlar. Ancak iklim değişikliği su döngüsünü istikrarsızlaştırdıkça, bunlar daha az güvenilir hale geliyor. Yağmur geç gelebilir, yıkıcı sağanaklar halinde düşebilir veya en çok ihtiyaç duyulduğunda ortadan kaybolabilir.
Kuraklık veya sel için yetersiz donanıma sahip topluluklar, aynı yıl içinde her ikisiyle de giderek daha fazla karşı karşıya kalıyor.
Sonuç, daha düşük verimler, hasar görmüş altyapı, gıda sistemleri üzerindeki baskı, insan göçü ve kamu maliyesi üzerinde derin baskılardır. AIIB raporu, düşük-orta gelirli ülkelerde su stresi %10 arttığında, kredi notlarında bir kademe düşüş yaşanabileceğini tahmin ediyor.
Afrika ayrıca, gıda, tekstil ve diğer ticari mallara gömülü olan su "sanal su ticareti" konusunda da savunmasızdır. Su stresi yaşayan ülkeler, kıtlığı yansıtmayan fiyatlarla su yoğun ürünler ihraç ettiklerinde, kaybetmeyi göze alamayacakları bir kaynağı etkili bir şekilde ihraç etmiş olurlar.
Suyu düşük fiyatlandırmak, tükenmeyi hızlandırır, dayanıklılığı zayıflatır ve çevresel maliyetleri çiftçilere ve gelecek nesillere devreder.
Su döngüsünü korumak için ne gibi adımlar atılmalı?
Hükümetler, kalkınma bankaları ve yatırımcılar, suyu düzenleyen doğal sistemleri uzun vadeli finansmana layık bir altyapı olarak ele almalıdır. Bu, ormanları ve sulak alanları korumak, bozulmuş arazileri restore etmek ve sınır ötesi su yönetimini güçlendirmek anlamına gelir.
Aynı zamanda, geleneksel altyapı ve doğal altyapının her ikisinin de çözümün bir parçası olması gerektiğini kabul etmek anlamına gelir. Doğaya dayalı çözümleri geliştirmek, mevcut sistemimizde mümkün olduğunca çok suyu tutmamızı sağlar.
Su iflası kaçınılmaz değildir. Ancak bundan kaçınmak, su döngüsünü ihmal etmeyi bırakıp her ekonominin bağlı olduğu altyapı olarak ele almaya başlamamızı gerektirir.
Afrika'nın yağışı, gıda güvenliği ve refahı su döngüsü tarafından desteklenmektedir ve onu korumak bir kalkınma önceliği ve kıtasal güvenlik meselesi olmalıdır.
Kaynak: CNBC Africa
